yepyeni bir dünya

Unufak olmuş sarı toprak, huzur dolu bir toz denizi gibi dingin, dört yana uzanıyordu. Yakıcı güneş ışığı altında külçe gibi ışıldıyor, yalnızca kum tepelerinin ve irili ufaklı kraterlerin oluşturduğu gölgeler yer yer karaltılar oluşturuyordu. Çevrede hiçbir kayalık oluşum yoktu. Gece ile gündüz arasındaki yüksek ısı farkı hepsini paramparça edip sapsarı bir una çevirmişti.

Hayata dair hiçbir izin bulunmadığı bu düzlük, sonsuz bir uykudaymış gibi sakindi.

Ancak tüm bu sessizlik, insan yapımı bir makinenin havaya kaldırdığı koca bir toz bulutuyla birlikte uçup yok oldu. Tıpkı bir böceği andıran, üstün mühendislik çalışmasının sonucu olan simsiyah bir araç, bu bilinmeyen çölün yüzeyine iniş yapmak üzereydi.

İki yanından da fırlamış gibi duran üçer ayağı yere sertçe çarparak aracı sabitledi. Biraz sonra, etraftaki tozların dağılmasıyla birlikte manzara da netleşti. Ortaya altı kollu koskocaman bir modül çıkmıştı. Parıldayan kara gövdesi, geometrik plakalardan ve güneş panellerini andıran parlak yüzeylerden onlarcasının bir araya gelmesiyle oluşmuştu. Orasından burasından antenler uzanıyor, renkli kablolar ve borular bir tarafından çıkıp diğer bir tarafından tekrar içeri giriyordu. Sağında ve solunda birer tane üçgen biçiminde pencere, tıpkı bir çift göz gibi çöl yüzeyini gözlüyordu. Bu iki gözün ortasında ise sıkı sıkıya kilitlenmiş bir kapı vardı. Kapının üzerinde kırmızı beyaz çizgili küçük bir bayrak yerleştirilmişti. Bayrağın sol köşesinde ise mavi zemin üzerinde yüz elli bir adet beyaz yıldız. Kızgın güneşin altına parıldayan yüz elli bir bembeyaz yıldız. Modül, bu garip haliyle tıpkı bir hamamböceğine benziyordu. Onun kadar mükemmel ve onun kadar iğrenç.

Etrafın tekrar eski sakin haline dönmesiyle modülün içindeki iki adamdan biri dudaklarının ucundaki telsize konuştu.

"Houston, ben iniş modülü kaptanı Fred Haise. İniş yaptık. Tekrar ediyorum; Kuzgun iniş yaptı."

Adamın sesi uydular aracılığıyla binlerce mil yolu bir çırpıda kat ederek, sayısız evin salonundaki televizyon hoparlörlerinde cılız, mekanik bir sese dönüştü. Aynı anda, tüm salonlardan sevinç çığlıkları yükseldi. Milyonlarca insan bu önemli anı televizyonlarından izliyordu. Hemen hepsinin yüzünde, bu önemli olaya tanıklık etmenin heyecanı vardı.

Hamamböceğinin görüntüsü televizyonda soluk ve karıncalı bir şekilde beliriyordu. Arada bir görünüp kayboluyor, bazen de uzun süren bir karanlıktan başka bir şey seçilemiyordu. Fakat bariton bir ses hiç yorulmaksızın anlatmaya devam ediyordu:

"Ulusumuzun III. Dünya Savaşı sonrasında başlattığı Momus Projesinin son ayağı olan Momus 11, az önce yüzey modülü Kuzgun'un iki mürettebatı ile çöl yüzeyine iniş yapmasıyla birlikte, dramatik bir anın eşiğine gelmiş bulunuyor. Daha önceki acı deneyimlerden edinilenler, bu yolculuğun mükemmelleştirilmesinde kullanıldı. Tam altmış altı milyar dolar harcanarak..."

Hamamböceğinin ekrandaki silik silueti yavaşça koca ağzını açmaya başladı. Yerden bir tutam toz kaldırarak zemine dokundu.

İçeride garip giyinişli bir adam belirdi. Tüm vücudu kalın koruyucu kumaştan yapılma bir giysiyle kaplıydı. Alışılmadık zırhı, adamı dışarıdaki tüm tehlikelerden koruyormuş gibi görünüyordu. O da modül gibi simsiyahtı.

Adam çölün zeminine uzanan yedi basamağı yavaş yavaş inmeye başlarken dış ses konuşmaya devam ediyordu:

"…nükleer savaşın ardından azalan enerji kaynaklarının dağılımındaki eşitsizliğe yeni bir çözüm getirmeyi hedefleyen Momus Projesinin bu aşamasında, çöl yüzeyi altında önceden tespit edilen petrol rezervlerine ulaşılması planlanıyor-"

Sonra bir an duraksadı ve az önceki monoton ses tonundan derhal kurtularak heyecanla konuşmasına devam etti.

"Kahramanlarımız modülden ayrılmak üzereler. Şimdi mürettebata kulak verip, bu tarihi anı onlarla birlikte yaşayalım."

Sonra tiz bir cızırtı işitildi ve görüntü bir anlığına tamamen kesildi. Geri geldiğindeyse çöl yüzeyine inmek üzere olan adam tüm ekranı kaplamıştı. Hoparlörde modül telsizinden konuşulanlar yankılanıyordu.

"Houston, James yüzeye iniyor."

Uzaktan gelen bir ses yanıtladı. "Pekala Kuzgun, keyfinize bakın."

"Duydun James, sahne senin."

Merdivendeki adam son basamağı da atlayıp yüzeye indiğinde ağzından çıkan ilk sözler "çok güzel… tıpkı pudra gibi… incecik" oldu. Fanusu andıran koruyucu kaskın ardından sarı toz örtüsüne hayran hayran bakıyordu.

Sonra modülden uzaklaşıp çöl zemininde daha cesur hareket etmeye başladı. İlk adımlarındaki temkinli hali, manzaranın büyüleyiciliği karşısında silinip gitmişti. Diğerinin sorunsuz hareket ettiğinden emin olmak için modüldeki adam sordu.

"Hey James, aşağıda her şey yolunda mı?"

Yüzeyde gezinen adam, kendi adı kulağındaki telsizde çınladığında duraksadı. Arkasında kalan modüle doğru dönerek konuştu.

"Şimdilik sorun yok Fred, yalnızca sıcak. Hem de fazlasıyla sıcak."

Yanıt gecikmedi.

"Sıcak mı? Burası cehennemin anavatanı dostum. Ortadoğu'ya hoş geldin."

 


utkutonel.com
ben@utkutonel.com
Burada yazılanların hepsi hayal ürünüdür.
HakkımdaKaralamalarımUğraşlarımLiterraform