biçimbilemeyenler.
böcek gibi avlanan uzaylılar, taksici androidler ve yazı yazmaya hevesli yeni yetmeler üzerine birkaç söz.
yabani
genç bir adamın kendi sesini arayışı; ya da bir katilin hikâyesi

Babam evde yoktu ve gün yavaşça ölüyordu. Pencereden süzülen ışık dağılırken kalabalık odamda kırık gölgeler oluşturuyordu. Koyacak başka yer olmadığından üst üste duran kitapların üzerinde tozlar salınıyordu. Yeni biten otların kokusu, saman kağıdın acı tadı, birbirine karışmıştı. Yorgun bir yel içeri doldu. Kurumuş sazlar, hayvan pisliği. Kararmış göl sanki penceremin altında uzanıyordu. Oysa ki odam evin göle en uzak köşesinde, ağaçlardan arınmış düzlüğe bakıyordu. Devamını oku »

antikton: gerçek bir rüya
bir uzay yolculuğu ve paranoyak bir döngü
Karanlık. Karışık bir yanık kokusu; biraz metal, bolca plastik ve saman. Rüzgâr. Sakince saçlarımı okşuyordu. Saçlarım. Havayı hissedebiliyordum. Derin bir soluk alıp yavaş yavaş ciğerlerime süzülmesini dinliyordum. Toprak kokusu içime doluyordu. Gözlerimi açtım. Kocaman bir güneş gözümün içinde. Tekrar karanlık. El yordamıyla öğrenmeye çalıştım. Neyim? Neredeyim? Elimin altından taze çimenler birer ikişer kaçıştı. Hayattayım!
Devamını oku »
görünmez el
taksici bir android özgür iradeyi hak eder mi? peki ya bir öykü kendisinin farkına varabilir mi?
Murat, yaşamının ilk bölümünün son gününe gürültülü bir telefonizyon sesiyle başladı. Gözlerini açtığı oda ilk bakışta yabancı gelse de, etrafa yayılmış olan sigara izmaritleri ona doğru yerde uyandığını hatırlattı. Yerinden kalktı, uyuşuk adımlarla telefonizyona yöneldi. Yanıt verme düğmesine bastığında ekranda sıra dışı bir giyim tarzı olan orta yaşlı bir adam belirdi.
Devamını oku »
anabel, aşkım
bir makine sevebilir mi? ya da bir insan makineleşebilir mi?

ANABEL trafosuna doğru ilerliyordu. Bitmiş sigarasından son bir nefes çekip kaldırıma fırlattı. Penceresiz, kör binanın kapısına geldiğinde elindeki çantayı yere bırakıp ceplerini yokladı. Kirli avuçlarında altın gibi parlayan bir anahtar belirmişti.
Devamını oku »

yepyeni bir dünya
bir gezegenin fethi ve leşçil bir medeniyet
Unufak olmuş sarı toprak, huzur dolu bir toz denizi gibi dingin, dört yana uzanıyordu. Yakıcı güneş ışığı altında külçe gibi ışıldıyor, yalnızca kum tepelerinin ve irili ufaklı kraterlerin oluşturduğu gölgeler yer yer karaltılar oluşturuyordu. Çevrede hiçbir kayalık oluşum yoktu. Gece ile gündüz arasındaki yüksek ısı farkı hepsini paramparça edip sapsarı bir una çevirmişti.
Devamını oku »
...ve yeniden yayındayız
adem-havva sil baştan
Söylentiler yayılmaya başladığından beri yaklaşık üç ay geçmişti. Tanrılar, geri dönüşleri ve beraberlerinde getirdikleriyle ilgili, kaynağı belirsiz, ama bir büyü ya da rüzgârdaki bir koku gibi daima havada asılı, sahipsiz dedikodular. Kutsal yazıtlarda işaret edildiği, beklendiği ve dilendiği gibi; İkinci Geliş.
Devamını oku »
vahiy
yapay zeka ve doğal inanç
"Tanrı'ya inanır mısın?"
Ekran karşısında geçen otuz altı saatin sonunda karşıma çıkan bu soru; beni savunmasız yakalamayı başarıyor.
Kafamı dağıtmak için yuttuğum hapların etkisi giderek azalıyor. Boynumdan yukarı süzülen tanıdık gıdıklama neredeyse yok oldu. Zihnim aydınlanıyor ve algılarım açıkken yaşamak daha zor oluyor, yalnızlık büyüyor. Konuşmanın yalnızlığa iyi geldiğini bir yerlerde okuduğumu hatırlıyorum. En yakın arkadaşım; Los Angeles'ta yaşayan; kırk sekizinci seviye bir büyücü ve son iki haftadır giriş yapmadı, bir kez daha kontrol ediyorum; çaresiz, kaderime boyun eğiyorum. Derdimi dinleyecek bir kız arkadaşım olmadığından, -plastik memeler seninle ilgilenmez- şansımı misyoner botta deniyorum.
Devamını oku »
Omikronlar Kardeşimizdir ya da
Hemen Sipariş Verirseniz İkincisi Bedava
savaş, televizyon şovları ve soykırım
Savaş boyalarının ardına saklanmış bir adam, dev yapraklı yeşil bitikler arasından çıkarak kendisini izleyenlere döndü.
"Çok garip, o kahrolası yaratıklardan tek bir iz bile yok." dedi, "Galiba, onları kaybettik."
Ter ve nemle karışık tozun izlerini üniformasının tersiyle silmeye çalıştı, ayaklarının dibine tükürüp birlikteki adamlardan birine döndü ve sordu.
"Şimdi ne yapıyoruz Yüzbaşı?"
"İlerlemeye devam ediyoruz," dedi koruyucu güneş gözlüklerinin ve miğferinin altından yüzbaşı, "bize bunun için para veriyorlar."
Devamını oku »
kül ve toz
kıyamet sonrası dünyadan gündelik hikâyeler
korkak
bir bidon benzinle eşeğe binmek o kadar da kolay olmayabilir
Yoldaki ıssızlığı seviyorum. Geçmişi hatırlatıyor. İnsanoğlunun gösteriş, hırs ve aptallıklarla dolu gelmişini, geçmişini ve geleceğini. Yapılan hataların büyüklüğünü, eksilen insanların geride bıraktıkları boşluklarla ölçüyorum. Bir zamanlar iki yüz kişinin yaşadığı küçük bir köyden geçerken, ufak bir hata, bir taktik hatası diyorum, on iki bin kişilik bir kasabanın enkazını geçerken topçu birliklerinin yanlış konumlandırılması diyorum, yüz elli bin hayalet barındıran bir kentten geçerken, hava savunmasında büyük bir boşluk ve yedi milyonluk bir yıkıntının içinden geçerken tek bir aptallık diye düşünüyorum. Savaş.
Devamını oku »
şampiyon
ergenlik ayini ve köy yaşamı
Bir savaş çocuğuydum. İnsanların hâlâ birbirilerini boğazlayacak kadar çok olduğu yıllarda dünyaya geldim. Etrafımda olup bitenleri anlamak için fazla küçüktüm ve etrafta olup bitenler benim için -ve diğer herkes için- fazla büyüktü. Bir gecede kocaman şehirler yerle bir oluyor, saatler, hatta dakikalar içinde milyonlarca insan ölüyor ve kıtalar bir gecede nükleer bir ölüm sessizliğine bürünüyordu. Babam herhangi bir cephede ölmekle, annem de yeni doğan çocuğuyla hayatta kalmakla meşguldü, bu yüzden o sıralarda neler yaşandığını kimse tam olarak anlayamamıştı.
Devamını oku »
haberci
habercilerin işleri kıyamet sonrasında da sürüyor
Yeni bir kasaba yeni bir macera demek benim için. Yoluma çıkan her yeni kasabaya girerken heyecan duyarım bu yüzden. Başlangıcın tadı devamında asla olmadığından, o ilk anı olabildiğince geciktiririm ve yapabildiğim ölçüde uzun tutarım. Önümde bir kasaba olduğunu bildiğim vakit, yürüyüşümü yavaşlatır, düşüncelerimi hızlandırırım. Hislerim ise çoktan harekete geçmiştir. Yıllardır yollardan topladığım ve zihnimin en uzak köşesine yerleşmiş öyküler birden ortaya çıkıp fır dönmeye başlar kafamın içinde. Başım döner, kalbim sıkışır. Asamın kıymetini işte o zaman anlarım. Ona yaslanıp derin bir iç çekerim ve sıcaktan çatlayan dudaklarımın ateşini bir yudum suyla dindiririm. Her tarafımdan sarkan, gerekli gereksiz onlarca hatıranın her birine dokunur ve onlara katılacak yeni birilerinin olduğunu söylerim. Geçmişi üstüme bir giysi gibi kuşanmış halimle, dilimin ucunda geleceği taşıyarak girerim o kasabaya.
Devamını oku »
bir avuç ucube
sirkler kıyamete dayanıklı

Savaş çocuğu olmak zor. Zor zamanlarda doğmak, zorluklar içinde büyümek, zar zor hayatta kalmak ve en kötüsü zoraki bir yaşama içgüdüsüyle dolu olmak. Bunlar herkesin kaldırabileceği şeyler değil. Nitekim de öyle oluyor. Şimdilerde doğan çocukların yarısından fazlası daha ilk yaşını doldurmadan ölüyor –çoğunlukla da öldürülüyor. Kısıtlı gıda ve kirlenmemiş yaşam alanlarının azlığı bunu bir zorunluluk yapıyor. Savaş, söylenebilecek tüm yalanları tükettiğinden, yeni doğanlar için geriye bir tek Gerçek kalıyor; acı, çıplak bir gerçek. Yaşam savaşı.
Devamını oku »

çöpçü
tüm yıkımdan geriye kalan tek şey; söz

Başlangıçta Söz vardı...
Hayatta kalabilenler için fazla bir anlam ifade etmeyen bir cümle. Hâlâ geçmişe özlem duyacak kadar aklı başında olanlar için -ki onu hatırlayanların sayısı gün geçtikçe azalıyor- küçük bir avuntu. Uzaklaşan günlerin kötü yönlerinin törpülendiği, ya da uzaklaştıkça seçilmesinin zorlaştığı gerçeğiyle düşünüldüğünde, doğruluğu yıllar sonra tavan arasında bulunan bir gençlik fotoğrafındaki yüzler kadar gerçek bir önerme. Bu toz ve kül ile örtülü ikinci el medeniyetin ortasında cılız bir umut, bir ışık, bir efsane.
Devamını oku »

ressam
kanla resim yapmak
Rüzgâr cılız. Güneş ise sağ omzumun üzerinden ağır ağır alçalıyor. Alnımdan aşağı ter süzülüyor. Ensemdeki tüylerim ürpermiş; korkudan değil, tiksintiden. Omzumu K98'in dipçiğine vermişim, güvendeyim. Kurşunu namluya sürmüşüm, elim tetikte. Göz, gez, arpacık. En uçta da orantısız bir siluet. Hepsi tamam. Beni engelleyecek hiçbir şey yok. Derin bir nefes çekiyorum, havada kesif bir yabancı koku. Durup düşünüyorum.
Devamını oku »
karakış diyarı elfyurdu destanı ve bir kahramanın doğuşu
son akın
Elfyurdu Destanı
I. Bölüm
ROMAN
Puslu bir sabahta çiğin ıslattığı düzlük üzerinde karşılaşan iki ordu, sayıca az olmalarına karşın, zırhlarda soluk bulan çeliğin savrulurken çıkardığı ses, binlerce atlının yer aldığı bir meydan muharebesini andırıyordu. Ürkerek kişneyen atlar, toprağı dövercesine yere vuran toynaklar, savaş çığlıkları, kendi dillerinde "İleri!" diye emir yağdıran subaylar, ölümün kulaklara fısıldadıkları, hepsi muharebenin ateşi içinde kendine yer bulmuştu.
Devamını oku »
odgûl
Elfyurdu Destanı
II. Bölüm
ROMAN
Rüzgâr, yorgun bir dev gibi kesik ve uğuldayarak esiyordu. Boz bulutlar aceleyle bir araya toplanırken güneşin yiten ışığı ufuk çizgisine tutunmaya çalışıyordu. Azalan aydınlığın düşerken peşinde bıraktığı kızıllık, sonsuzmuşçasına uzanan okyanusu kendine katmıştı. Su, üzerine düşen kara perdenin altında kan kırmızı bir düzlük gibi uzanıyordu. Başı sonu belli olmayan, durmadan depreşen, yükselip inen bir kızıllık.
Devamını oku »
avcı
ava giden avlanır

Doğduğu günden beri kayıptı. Yalnız bir mezar ya da sahipsiz bir toprak gibi. Kar, kış, kıyamet. Tüm hayatını bir çırpıda anlatıveren sözcükler.
An Nimeni, birçokları için kardan başka bir anlam taşımaz. Gözün alabildiğine uzanan beyaz bir örtü. Ölü bir toprak. Kayıp bir kıta.
Devamını oku »

zaferbilim bireylerin sıkıntısının doğası ve nedenleri üzerine bir inceleme
ithaka kıyılarında
II. Kitap
Tekvin
ROMAN
Erken bir nisan sabahının ilk ışıkları Haydarpaşa Garının Alman çizgilerini silip yerine kubbeli kıvrımlı, minareli mektepli bir İstanbul manzarası çizerken boğazın suları üzerinde kayan gemilerin gövdeleri gıcırdayarak ilerliyor, vapurlar dumanlarını düdüklerine katıp ilk seferlerine başlarken, çığlıklar arasında oynaşan martılar yeni bir günün başlangıcında salınıyordu. Kapılar açılıyor, insanlar boşalıp tasıyor, çarklar, dişliler durmadan dönüyor, reklamlar dört bir yanda duyuluyor, motorlar aksıra tıksıra ilerliyor ve balıkçılar çoktan ölmüs bir denizin son sakinlerini uyandırmaya hevesli gözlerle dalgaları gözlüyordu.
Devamını oku »

utkutonel.com
ben@utkutonel.com
Burada yazılanların hepsi hayal ürünüdür.
HakkımdaKaralamalarımUğraşlarımLiterraform