ütopyalar
h.g. wells

Bu makalede, genelde gelecekle ilgili öngörülerde bulunan öykülere yakın bir türden; Ütopyalardan bahsetmek istiyorum. Bu pek sıkı bir yakınılık değildir. Bazı gelecekçi öyküler gerçekten de ütopyadır, ancak genel olarak ütopyacı ruhla ortak bir noktaları yoktur. Kehanette bulunmayı kendilerine görev edinmişlerdir –çoğunlukla uyarılar içerirler ve yaklaşan kötülüğü işaret ederler. Ütopya öyküleri, daha iyi ve daha mutlu bir dünya hayal eder ve gerçeklikte var olmaz. İnsanlık, en azından yirmi dört asırdır ütopya öyküleri anlatmaktadır ve tüm bu öyküler memnuniyetsizlikten doğmakta, hayal âlemine doğru bir kaçış olmaktadır. Tümü, hayat hakkında kesin bir isteğe vurgu yaparlar; "keşke."

"Keşke" –ütopyanın anahtarıdır. Herhangi bir gelecekçi yazının kalıcı olabilmesi ihtimali oldukça düşüktür. Biz geleceği görenler, kendi zamanımız için yazar ve neredeyse ölümümüzden önce geçip gideriz ancak bazı Ütopyalar edebiyat hazınesinin en eski mücevherleri arasındadır. Onlar gelecekçi yazarın "İşlerin gidişatı bu –sonunda olacak olan ise bu" diyerek yaptığı gibi kendi kendini yok edecek bir meydan okuma yaratmazlar. Ütopya sadece "keşke" der ve zamandan, ölümden ve düşünceden kaçıp sıyrılır. Bu normal bir Ütopyayı örnek alınası bir tutummuş gibi düşünmeye engel olmaz. Bizi uyarıp tehdit etmediği gibi, azarlamakta da tereddüt etmez. Bazı zamanlar "keşke", "keşke yapabilsen"e dönüşür. Ütopya öykülerini üçüncü bir hayali dünyaya kaçıştan, ucuz fanteziden, Güliver'in Gezileri, M?nchhausen'in Maceraları St. Brenden'in yolculuğu ya da Rabelais'in Kutsal Kâse'nin peşindeki Panurge'ı gibi basit mucize masallarından ayıran tek eğitici nokta da budur. Aranan tek haz da katıksız eğlencedir. Bu, Heath Robinson'ın ancak saçma ve tutarsız bir rüya kadar inandırıcılığı olan Uncle Lubin adlı eserinde absürdlük derecesine varır. Ütopya yazarı imkânsız olmak istemez. Gerçekçi değildir ama ciddidir. "Eğer" ve "Eğer yapabilseydin" derken istekli ve özlemlidir…

Bizi gerçekten ayıran bir başka masal türü ise Ütopyalara daha yakındır. Bunlar ölüm sonrasındaki dünyalar, sıradan halkın Cennet'leridir. Çoğu cennet sakin ve huzur vericidir. Kızıl derililerdeki ve İslam'daki cennet anlayışında kesin bir eğlence anlayışı vardır, fakat Cennet'in genel havası bir akşamüzeri dinlendiriciliğindedir. Bilmem okudunuz mu ama Madox Ford'un oldukça güzel ve ütopik denenilecek bir şiiri var "Cennet Üzerine" –ve Henry James'in "The Great Good Place" adlı kısa öyküsü de. İki metin de bu benzer huzurla dolu ve bir göz atıp okumaya değer.

Size tüm ütopyalar hakkında kapsamlı bir açıklama yapmayı denemeyecek olmamın iki mantıklı nedeni var. Biri yeterli zamanımın olmayışı bir diyeri de yeteri kadar bilgili olmayışımdır. Bütün olarak bakıldığında uçsuz bir edebiyattır. Hakkında birşeyler duyduğum ve henüz okumadığım sayısız ütopya var ve daha adını bile duymadığım onlarcası olmalı. Ütopyalar konusunda tam bir otoriteye sahip olabilmek için bir ömür boyu çalışmak gerek. Babil ve Mısır ütopyaları vardı. Yeşeya bölümü özlem dolu bir arzuyla yazılmış, acı ve yaklaşan kötülüğü işaret eden karanlık bir metindir. Şu tanıdık bölümü hatırlayacaksınız:

"Haydi, RAB'bin Dağı'na, Yakup'un Tanrısı'nın Tapınağı'na çıkalım" diyecekler, "O bize kendi yolunu öğretsin, biz de O'nun yolundan gidelim." ... RAB uluslar arasında yargıçlık edecek, birçok halkın arasındaki anlaşmazlıkları çözecek. İnsanlar kılıçlarını çekiçle dövüp saban demiri, mızraklarını bağcı bıçağı yapacaklar. Ulus ulusa kılıç kaldırmayacak, savaş eğitimi yapmayacaklar artık. Yeşeya: 2:3-4

Burada konuşan, savaşmaktan yorgun düşen bir ruhtur, ve yine hatırlayacaksınız:

"Çünkü bakın, yeni bir yer, yeni bir gök yaratmak üzereyim; geçmiştekiler anılmayacak, akla bile gelmeyecek. Yaratacaklarımla sonsuza dek sevinip coşun; çünkü Yeruşalim'i coşku, halkını sevinç kaynağı olarak yaratacağım. Yeruşalim için sevinecek, halkım için coşacağım. Orada ağlayış ve feryat duyulmayacak artık. Orada birkaç gün yaşayıp ölen bebekler olmayacak, yaşını başını almadan kimse ölümü tatmayacak... Evler yapıp içlerinde yaşayacak, bağlar dikip meyvesini yiyecekler. Yaptıkları evlerde başkası oturmayacak, diktikleri bağın meyvesini başkası yemeyecek. Çünkü halkım ağaçlar gibi uzun yaşayacak, seçtiklerim, elleriyle ürettiklerinin tadını çıkaracaklar. Emek vermeyecekler boş yere, felakete uğrayan çocuklar doğurmayacaklar... Kurtla kuzu birlikte otlayacak, aslan sığır gibi saman yiyecek... Kutsal dağımın hiçbir yerinde kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek." Böyle diyor RAB.
Yeşeya 65:17-25

İşte ütopyaya güzel bir örnek. Bu bin yıllık rüya henüz gerçekleşmedi. Eğer Yeşeya'ın Kitabını bir bütün olarak alıp okuyacak olursanız kuvvetini anlarsınız. Alıntıladığım bu bölümleri vahşi bir gerçekliğin, saldırıya geçen orduların, gürleyen at arabalarının, yıkılan duvarların ve sürgüne gönderilen esirlerin içinde kurulduğunu görürsünüz –katliam, korku ve aklın ötesinde kinci cezalar…

Bunun gibi sorunlar içindeki bir dünyanın yansımalarını Plato'nun Diyaloglar'ının içinde çeşitli noktalarda rastlayabilirsiniz. Devlet bir ütopyadır. Atina'nın küçük, zeki ve parlak toplumunda yaşayan üstün ve keskin bir aklın adaleti sağlamadaki başarısızlığı, demogog ve despotun akılcı adam karşısındaki başarısı üzerine duyduğu hoşnutsuzluğu yansıtır. Bugün de adalet, özgürlük ve iyi yönetimi bir arada bulundurmak sorunlarımız arasında çünkü, partilerimiz, inançlarımız, sınıflarımız, hareketlerimiz ve uluslarımız arasındaki itilaf yirmi iki yüzyıl önce Atina demokrasisindeki gibi. Plato çözümü 35-50 arasında hüküm sürecek ve sonrasında Kutsanmışlar Adasına çekilip onurlandırılacak ve kalan günlerinde bilgelik dağıtacak olan Filozof Kral'da buldu. Bugünlerde, Plato'ya oranla biraz daha ilerideyiz fakat günümüz ütopyaları yaşadığımız sıkıntıların yansıması olmaya devam ediyor.

Kritias, ütopya benzeri, tamamlanmamış bir Platonik diyalogtur ve birdenbire biter. Bu çok üzücüdür çünkü eğer devam etseydi, binlerce yıl önce yok olmuş Atlantis İmparatorluğunun, Filozof Kralın yönetimindeki Atina devletine saldırmasını anlatacaktı ve sonucunda ütopya demokrasinin ortak özgürlükleri için nasıl savaştıklarını ve kazandıklarını görecektik. "Keşke."

Tam bir ütopyacılık olurdu, çünkü acı gerçeğin dünyasında Yunan devletlerinin çekişmeleri yaklaşan mutlak Makedonya istilasını hazırlıyordu.

Çağlar boyunca ütopyalar, içinde üretildikleri dönemlerin endişe ve memnuniyetsizliklerini yansıtmışlardır. Benzetmek gerekirse, karanlığın oluşturduğu ışığın gölgeleridir. İnsanların kafası ne kadar meşgul ve rahatsız ve tedirginse o kadar çok ütopya ortaya çıkar. Rönesans öncesindeki İnanç Dönemi (Ortaçağ) ve Yenilik (Reformasyon) birkaç yeni ütopya üretmiştir. Bunun nedeni kısmi olarak, bastırılmış olmalaları ama asıl neden Cennet ve Milenyum fikirlerinin aynı hayali ihtiyacı karşıladığı gerçeğidir. Aziz Agustin'in Tanrı'nın Şehri (City of God) adlı eseri Kilise'nin hâkimiyeti insanların bir araya geldiği bir ütopyadır. İnsanların zihinlerinin Rönesans ve ayrıca Amerika ve Uzakdoğu'nun keşfiyle harekete geçmesi, tedirgin olmasıyla her yerde ütopyalar belirmiştir. Başlangıçta özgürlük ve iyi yönetim üzerine ütopyalar vardı. Korkuya karşı olan ütopyalar. Bunların en büyüğü Rabelais'in Thelema adlı eseridir. "Keşke" korkusuzca, vurgunculuktan uzak, özgürce ve kibarca, hanımefendiler ve beyefendilere yakışır bir şekilde davranabilseydik- Thelema'nın teması buydu. William Morris'in News from Nowhere'i de "Keşke-"lere iyi bir örnektir. Herkes herkese hizmet etmekten memnundur ve kimse bir centilmenin bahşiş beklemeyeceğinden daha fazla para istememektedir. Bizzat ben buna benzer bir denemede bulundum, adı Days of the Comet, ama ütopya yanını pek başarılı olduğunu düşünmüyorum. Dünyayı temizlemek için kuyruğunda bir tür yararlı benzedrin gazı barındıran bir göktaşı kullandım ve gaz insanların zihinlerini ve kalplerini yüksek bir ölçüde arındırıyordu.

Ancak on yedinci yüzyıldan günümüze dek gelen ütopyaların çoğu yönetim ya da kuruluş ütopyaları olmadı. Buna Campanella'nın Güneş Ülkesi (The City of Sun) –Platon'un Devlet'inden bu yana ilk açık sosyalizm- ve tabii ki tüm ütopyaların ilki olan Sir Thomas More'un Ütopya'sı da dahil. Onun ütopyası işsizlik üzerine yoğunlaşmıştı. Ütopyası uzak bir adaydı ve keşifler ve yolculukların yüzyılları olan on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda tüm ütopyalar uzak adalardı.

On dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru tüm adaların keşfedildiğini ve dünyanın tek bir toplum haline dönüşmeye başladığını fark ettik. Blatchford'un Merrie England adlı eseri ütopya için evine dönmüş ve Bellamy'nin meşhur Looking Backward'ında ise ütopya tüm dünyadır. 1904'te, A Modern Utopia adıyla ütopyacı fikirlerin özetini yaptım, burada işaret ettiğim ise önlenemez evrensellikti. Ama Men Like Gods'ta hala maddesel gerçeklikten, zamandan ve mekândan başka boyutlara ve tamamen farklı bir evrene kaçmaya yelteniyordum.

Tüm bu yeni sosyalist ütopyalarla birlikte yeni bir ütopyacılık da oluşuyordu. Sosyalist ütopyaların istekliliği "Keşke toplumumuzu daha iyi organize edebilsek" demelerinde yatar. Ama bahsettiğim yeni ütopyacılıkta "Keşke zihnimizi ve bilgimizi düzene sokabilsek-" denir. Bilgi güçtür. Bacon'ın Atlantis'indeki hâkim düşünce buydu –bilimsel ütopyaların en büyüğü.

Bacon'ın ütopyası gerçek önem açısından daha önce yazılmış her ütopyadan daha fazla üretti. Daha önceki Bacon'ın, Roger Bacon'ın öğretilerini aktardı ve insanın halen, herşeyi öğrenmesi gereken, cahil bir yaratık olduğunu itiraf etti. İnsan yaşamında yeni bir anlayışı şekillendirdi, sürekli organize araştırma anlayışını. Diğer tüm ütopyalar, mutluluk ve kişisel-tatmin adaları, toplulukları ve dünyaları sunarken, Francis Bacon'ın ütopyası bilginin peşinde koşanların ve bilgide ve bilgelikte geliştikçe güçlenenlerin dünyasıydı. Örgütlü bilim tarafından yönetilen bir dünyaydı. Ve bilim derken yerleşmiş bilgi değil, sürekli eleştiriyi, artan ve daha da yayılan bilgiyi kastediyoruz. Bilim yerine felsefe daha doğru bir sözcük olabilir belki. Filozofu kral olarak başa geçiren Platon'un ütopyasını tamamlar. Ek olarak da filozof yerine, bilimsel felsefeyi kral yapar.

Bilimle uğraşan herkes Francis Bacon okuluna dahil olan ütopyacılardır. Benim burada, Avustralya'da sizlere bunları konuşuyor olmamın sebebi de budur. Buraya, Canberra'da toplanan Avustralya ve Yeni Zellanda Bilim Geliştirme Kurumu'ndan öğrenebileceğim kadarını öğrenmek için geldim. Bu kurumdaki her kadın ve her erkek, sizi temin ederim, ütopyacılardır ve ütopyalarının gerçek olduğuna inanmaktadırlar. Dünyamızın yalnızca bilimsel düşüncenin sürekli yenilenmesiyle düzene koyulabileceğine inanmaktadırlar. Buna, diğer insanların kılıçların saban demirine, mızrakların bağcı bıçağına dönüşeceğine, ulusun ulusa kılıç kaldırmayacağına savaş eğitimi yapmayacağına inanması kadar kuvvetle inanıyorlar.

Ama bunların kensinlikle olacağı kehanetinde bulunmuyorlar. "Keşke yapabilseniz." diyorlar.


Literraform Düşün
Science Fiction Studies #27, July 1982

 


utkutonel.com
ben@utkutonel.com
Burada yazılanların hepsi hayal ürünüdür.
HakkımdaKaralamalarımUğraşlarımLiterraform