korkak

Yoldaki sessizliği seviyorum. Korkularımın canlı kalmasını, hayatta kalmamı sağlıyor. Cesurların çoğu siperlerde öldü. Kimisi de tuvalette ihtiyaç giderirken ölmüştür muhakkak ama yine de cesur adamlardı. Geriye sadece ben ve benim gibiler –korkaklar- kaldı.

Yoldaki ıssızlığı seviyorum. Geçmişi hatırlatıyor. İnsanoğlunun gösteriş, hırs ve aptallıklarla dolu gelmişini, geçmişini ve geleceğini. Yapılan hataların büyüklüğünü, eksilen insanların geride bıraktıkları boşluklarla ölçüyorum. Bir zamanlar iki yüz kişinin yaşadığı küçük bir köyden geçerken, ufak bir hata, bir taktik hatası diyorum, on iki bin kişilik bir kasabanın enkazını geçerken topçu birliklerinin yanlış konumlandırılması diyorum, yüz elli bin hayalet barındıran bir kentten geçerken, hava savunmasında büyük bir boşluk ve yedi milyonluk bir yıkıntının içinden geçerken tek bir aptallık diye düşünüyorum. Savaş.

Bu ıssız yolun ortasından geriye baktığımda her şey normal görünüyor. Yıllanmış asfaltta bile ufak tefek yaşlılık belirtileri dışında bir iz yok. Toprak normal zamanlarda olduğundan daha kurak değil ve hava herhangi bir kışlarsıcakvekurakyazlarılıkveyağışlı bölgesindeki gibi. Ama yine de bir gariplik var. Bir zaman, bir yerde, bir şeyler ters gitmiş. Ensemdeki tüylerin diken diken oluşundan anlayabiliyorum. Birileri bir hata daha yapmış ve bu hatanın bedelini ben, burada tek ayağı çukurda bir katırın sırtında bulunmakla ödüyorum.

Normal şartlar altında insan evladı asfalt yolu katırlarla kat etmek için yapmamıştır ve normal şartlar altında petrol yakıtları katır yükü cinsinden hesaplanmaz. Yine normal şartlar altında kimse bu kadar benzini benim gibi bir korkağa emanet etmez ve böylesine değer taşıyan bir yükü şehirlerarası yolda korumasız, ağzında tüten sigarayla, bir başına taşımaz. Bu, delilik ya da en azından tedavi edilebilir bir ruhsal bozukluk olarak algılanır. Ancak eğer birileri sizin elinizdeki tek sermayenize ipotek koymuş ve sizden ne yapıp edip borcunuzu ödemenizi istemişse, normal şartlar altında yapmanız gereken, en yakın kasabadaki yakıt deposunu yağmalamak değil, bir başkasından borç istemektir. Yine üzülerek söylüyorum ki; normal şartlar altında insanlar birbirlerinin kafasının üzerine koca bombalar fırlatıp dünyayı nükleer bir havai fişek gösterisine çevirmeyeceğinden, bu "ruhsal bozukluğum" mazur görülebilir.

Sessizliği bozmamak için içimden bir şarkı tutturuyorum, on iki yıldır etrafta duyabildiğim tek şarkıyı. Sigaramdan son bir nefes daha çekip cebimden bir yenisini yakmak üzere tabakamı çıkarırken ensemden sırtıma bir ağrı saplanıyor.

"Kıpırdama!"

Orta yaşlı, dişlerinin yarısı dökülmüş kuru gırtlaklı bir adamın sesi. Kanlı gözler, çatlak bir cilt, kirli sakallar, düşük omuzlar, kambur bir sırt ve ucu bana dönük bir Walther p38. Katır yüküyle benzin taşıyan birini ateş etmekle tehdit etmek de ruhsal bozukluklar arasına alınmalı, üstelik benden isteyebileceği tek şeyin benzin olduğunu düşünürsek. Fazla kafa yormaya da gelmez, ne de olsa aklı normal şartlar altındaki gibi işlemiyor.

Usulca ellerimi yukarı kaldırıyorum, hareketimden cesaret alıp saklandığı yerden doğruluyor. Kısa bir kararsızlığın ardından, cesurca bir adımla bana yaklaşmaya karar veriyor. Gel, ne olursan ol yine gel. Yakından, uzaktakinden daha çirkin görünüyor, mesafe yüzündeki çatlakların derinliğini, çirkinliğini gizliyor ve onu yüzüne bakılabilir bir adam olarak sunuyor. Savaşın üzerinden on yıl geçtikten sonra her şey sanki her zaman böyleymiş gibi yaşıyoruz. Yıllar geçtikçe her şey daha normal görünüyor. Bu ıssız yolda iki medeni insan gibi birbirimizi selamlıyoruz.

"Şu bidonlardan birini aç bakalım. İçinde ne varmış, bir görelim."

Bir korkak olduğum için derhal bana denileni yapıyorum. İçindekini görmesi için yavaş yavaş bidonu kaldırıp benzini asfalta döküyorum. Damlalar yerde birikip ayaklarının dibine doğru akarken kurnaz gülümsemesi koca bir sırıtışa dönüşüyor. Duyuyorum, içinden 'bu sefer piyangoyu vurdun oğlum', diyor. Sevinçten ayaklarını yere vurup, sıçrayan petrolün sesiyle dans ediyor.

Benzin, diyorum.

Sigaramın sönmekte olan izmariti dudaklarımdan kayıp yere düşüyor. Birden parlayan benzin adamın ayaklarını tutuşturuyor. Elimdeki bidonu başından aşağı boca ederken, katır alevlerden ürküp kaçmaya çalışıyor. Yine bir cesur ölüyor, yine bir korkak hayatta kalıyor.

Yanmakta olan adamı arkamda bırakıp ilerlerken saklandığı yere bir merakla göz atıyorum. Hurdaya çıkmasına az kalmış bir motosiklet yan yatmış duruyor. Borcu da, sermayeyi de siliveriyorum. Katır mı? Ondan da iyi bir akşam yemeği olur herhalde.


Kül ve Toz


utkutonel.com
ben@utkutonel.com
Burada yazılanların hepsi hayal ürünüdür.
HakkımdaKaralamalarımUğraşlarımLiterraform