avcı

Doğduğu günden beri kayıptı. Yalnız bir mezar ya da sahipsiz bir toprak gibi. Kar, kış, kıyamet. Tüm hayatını bir çırpıda anlatıveren sözcükler.

An Nimeni, birçokları için kardan başka bir anlam taşımaz. Gözün alabildiğine uzanan beyaz bir örtü. Ölü bir toprak. Kayıp bir kıta.

Başıboş bozkırlarını adımlarken soğuk havasını ciğerlerinize çektiğinizde, gürleyen kuzey rüzgârlarının taşıdığı kesif tat tüm benliğinize yayılır, onunla bütünleşirsiniz. Mevsim her gün, her ay, her zaman kıştır. Yağmur durmadan yağar ve hava, kanla karışık, bakir toprak kokar. Damarlarınıza ulaştığındaysa korkuya dönüşür.

Sonsuz düzlüklerde Ak Dağların gölgesi üzerinize bir kutsama gibi düşer. Varlığınızı bu dağlara borçlusunuzdur. Çünkü An Nimeni'de soğuğa karşı koymak imkansızdır, onunla yaşamak hayatta kalmanın birinci kuralıdır.

Burası kimsenin ana vatanı değildir ve kimse burayı isteyerek yurt bellemez. Ya sürülmüşler vardır ya da ölümüne susayanlar gezinir gece gündüz. Avcı olacak kadar aptal olanlarsa nadiren hayatta kalır.

Şanslı ki, o da hayatta kalanlardan biriydi. Bu kıyametin içinde yolunu nasıl bulduğunu, yıllardır tek bir insan yüzü görmeden nasıl hayatta kaldığını kendisi bile bilmiyordu. Tek duyduğu ses ya bir kurt uluması ya da avının ölürken çıkardığı inlemelerdi. Bir Avcıydı. Kulaktan kulağa, ocaktan ocağa taşınan sayısız söylencenin kötü adamı, ya da uğursuz kurbanıydı Avcılar. Yoksun bozkırda başıboş dolaşıp, hayali yaratıkları avlarlar, çiğ etleriyle beslenirlerdi. Üç beş yılda bir, bir tanesi şehir pazarında belirir ve bu hayali yaratıklardan geriye kalan dişleri, kemikleri ve derileri satar, işi biter bitmez geldiği yere dönerdi. Avcıların medeniyetteki yeri bundan ibarettir. Geri kalan tüm alanlarda ise izlerine rastlanmaz. Kayıptırlar.

Yolunu bilmeden ilerlemenin kendisini avına götüreceğinin bilincinde, ilerlemeyi sürdürdü Avcı. Esen rüzgâr yüzüne delice vururken, biraz daha sıcaklık için başlığını iyice önüne çekti. Daha iyi görebilmek için gözlerini biraz daha kıstı. Birkaç adım daha ve aniden durdu. Kürkünün içine dolan sıcaklıkla sırtından aşağı ter döküyordu. Yılların deneyimi, altıncı hissini kuvvetlendirmişti. Derhal elleri üzerine eğildi ve bozkırla bir oldu. Derin bir nefes çekti. Havada bir şeylerin, belki de kendisini bekleyen bir avın kokusu vardı. Dört yönü tarayan gözleri uzakta küçük bir karartıya kilitlendi. Başlığını geri iterek hayvanın çıkardığı seslere kulak kabarttı. Yıllardır bir insan sesi duymamıştı, ama yine de bir avı bir avcıdan ayırt edebildi.

Dört ayak üzerinde, avına biraz daha yaklaştı. Bunların geldiği yeri bir bulabilsem, dedi kendi kendine. Yıllardır An Nimeni'de dolaşıyordu ama bu hayvanları bir sürü halinde gezerken görmemişti. Efsanelerde söylenenlerin gerçekliğini sorgulamaya gerek yoktu, onlar doğaüstü yaratıklardı. Saygı duyulması gereken ve avlandıklarındaysa, oldukça besleyici.

Dikkatli hareketlerle sırtındaki yayını kavradı, uzunca bir oku kirişe sürerek tüm gücüyle gerdi. Son bir bakışın ardından kıyameti serbest bıraktı.

Sevinçten ağzından salyalar akıtarak avının yanına koştu. Yıllardır süren yalnızlık, mutluluk sözcüklerini bedensel sıvılara çevirmişti. Hevesle; ölen hayvanın çevresini kaplayan kan kırmızı lekeyi adımlayıp yaratığı, yüzünü görebileceği bir hale getirdi. Karşısındaki ise kendisinden daha vahşi bir insan değildi.


Karakış Diyarı


utkutonel.com
ben@utkutonel.com
Burada yazılanların hepsi hayal ürünüdür.
HakkımdaKaralamalarımUğraşlarımLiterraform